Yas kavramının kelime anlamı ölüm veya bir felaketten doğan acı ve bu acıyı belirten davranışlardır. Yas süreci, kaybedilen nesnenin yaşantımızdaki yeri ve önemi ile orantılı olarak ciddi travmatik boyutlarda yaşanabileceği gibi, daha olağan düzeyde üzüntü ve acı duyguları, içe kapanma, vb davranışlarla da süreç atlatılabilir. Fakat her şeye rağmen bu süreç her birey için zor ve sarsıcıdır.

Her aile kendine özgüdür. Dolayısıyla bir aile, birimindeki yitimin sonuçlarını kendi dinamikleri doğrultusunda yaşar. Bir kişinin kendilik duygusu belli bir kişinin ölümüyle sarsılabileceği gibi, önemli bir üyenin kaybıyla bir ailenin de kimlik duygusu tehlikeye girebilir. Bir ailenin senaryosu, o ailenin paylaşılmış geçmişi, mitleri, gelenekleri, geçmişteki yitimleri ve kişisel beklentileri ile yazılır.

Çocukların yitime karşı verdiği tepkilere baktığımızda; ayrılığın küçük bir çocuk için bile ‘’kopma’’ olarak yaşandığını biliyoruz. İkinci olarak, çocuğun yitirilen kişiyle yaşantısı ne kadar uzun ve nitelikliyse yası yetişkininkine o kadar benzer.

Herhangi bir çocuğun ölüme olası tepkisinin ne olacağını anlamak için bazı şeyler göz önüne alınmalıdır: Çocuğun yaşı ve içsel dayanıklılığı, ev ortamının güvenli olup olmaması, ayrılığın şekli/ölümün tipi, yetişkinlerin yitimin yerine bir şeyler koyabilme ve teselli sağlayabilme becerisi.

Ölüm kavramını anlama yetisi:

Ölüm kavramını anlama yetisi çocuğun yaşına göre değişkenlik gösterir.

İki ya da üç yaşındaki çocuk, yetişkinlerin yardımıyla ölüm kavramlarından bir şeyler anlayabilir. Çünkü büyük ihtimalle bir böcek, çiçek veya bir evcil hayvanı ölü olarak görmüştür. 4 yaşında bir erkek çocuk babasının cennete gittiğini sakin bir şekilde kabullenmişti, fakat üç ay sonra babası anaokulu gösterisine gelmediğinde bu çocuğu sakinleştirebilmek saatler almıştı. Çocuğun ölümü anlamadaki yetersizliğini şu cümleden anlayabiliriz: ‘’Biliyorum annem bir daha geri gelemeyecek, ama ona telefon etmek istiyorum.’’

5- 9 yaş arası çocuklar, ölümü geri döndürülebilir ve geçici bir şey olarak görürler. Çocuk alttan alta o kişinin ölmediğine inanmaya çalışır. Ölümün ne olduğunu bilir ama kendisinin ölebileceğini düşünmez. 9-10 yaşından itibaren ölüm ve ölümün bir son olduğuna dair daha gerçekçidirler.

Çocuğa ölümü anlatırken ve sonraki süreçte dikkat edilmesi gereken noktalar:

Öncelikle kaybedilen kişinin ölüm haberi çocuktan kesinlikle gizlenmemelidir ve çocuk bu haberi ilk olarak anne baba veya duygusal olarak yakın birinden almalıdır. Haberi açık olarak söylemek, özellikle küçük çocuklarda soyut açıklamalardan kaçınmak gereklidir. Her çocuğun yaşına uygun, onun anlayabileceği sözcükler seçilmelidir. Küçük çocuklara ölümü anlatmak için “o artık gökyüzünde yaşıyor’’, uyuyor’’”, “uzun bir yolculuğa çıktı” gibi benzetmeler kullanmaktan kaçınılmalıdır. Bazen çocuklar ne demek istediğinizi tam olarak anlamamış olabilir, o yüzden tekrarlamanız gerekebilir. Anlamamanın nedeni bazen inkar etme isteği de olabilir buna dikkat edilmelidir, çünkü çocuk bu savunmayı sürecin başında bu acı durumla başa çıkmak için kullanıyor olabilir. Sabırlı olmak, duyguları çok fazla saklamaya çalışmamak, çocuğun sorularına karşı olabildiğince açık, gerçekçi, doğrudan yanıtlar vermeye çalışmak önemlidir. Çocuklara bu durumu algılayıp kabullenmeleri için zaman tanımak gerekir. Onlardan gelecek her türlü tepkiye de hazırlıklı oulnmalıdır. Üzülüp ağlayabildikleri gibi hırçınlıklar da yapabilirler veya hiç bir şey olmamış gibi davranabilirler. Tepkileri ne yönde olursa olsun karşılık vermeden önce bu olayı algılamaları, özümsemeleri için zaman tanımayı unutmayın. Bazen ağlamalar uzun süreli veya sık aralıklarla olabilir; böylesi durumlarda endişelenmeyin ve çocuğunuzu susturmaya çalışmayın. Ağlamak onun duygularını rahat ifade edebildiğini gösterir ve sağlıklıdır. Özellikle de “Ağlama, bak anneni üzüyorsun” gibi cümlelerden kaçının. Sadece ona sıkı sıkı sarılın ve duygusunu paylaştığınızı ve onu ne kadar sevdiğinizi ifade edin.

Ergenlik öncesindeki bir çocuğun kayba tepkileri genellikle bir yetişkine garip gelebilir. İlk bakışta evde beslediği bir hayvanın ölümüne daha çok üzülmüş gibi görünür. Çünkü evcil hayvanın ölümünün acısıyla baş edebilir. O nedenle de bunu hem sözel, hem de beden diliyle daha fazla ifade edebilir. Yaşamındaki önemli bir kişinin ölümü ile yüzleşmek ise çok tehdit edici olabilir. Bu nedenle çocuk bilinçdışında bunu yadsır ve hiç üzüntü belirtisi göstermez. Büyük ihtimalle bu acı verici duygulara katlanamadığı için onları bilinçdışında tam tersi bir duyguya çevirebilir.

Genellikle, ergenliği tamamlamadan bir ebeveynini kaybeden ve ebeveynin yerine geçecek ve yas tutmaya yardım edecek iyi birini bulamayan çocukların yası tamamlanamaz ve bitmeyen yastaki kişiler haline geriler. Bu da gencin yaşamının ilerleyen dönemlerini olumsuz yönde etkiler.

Görüldüğü üzere yas süreci çocuk için ciddiyetle ele alınması, kaybedilen nesnenin ve tüm bu süreçte yaşanılanların çocuk için anlamlandırılması, duygularını ifade edebilmesi adına biz yetişkinler tarafından muhakkak alan açılması gereken önemli bir konudur.

 

Hande KUTLU

Uzm. Psk. Dan.

 

Kaynaklar:

Bowlby, J. (1980). Attachment and loss: Loss, sadness and depression (vol III). New York: Basic Books.

James, R. K. & Gilliland, B. E. (2005). Crisis intervention strategies. (5th ed.). USA: Thomson Brooks Cole.

Kubler-Ross, E. (1969). On death and dying. New York: Macmillan.

Volkan,V., Zintl, E., Kayıptan Sonra Yaşam, İzmir, 2000.