Tüm dünya nüfusuna bakarsanız en büyük tüketici grubunu kadınlar oluşturuyor. Doğal olarak en çok tükenen de onlar oluyor.

İş, ev ve çocuk arasında kalan kadın, doğal olarak ‘eş’olma rolünde zorlanıyor. Erkekler ise bu yük altında kalmış kadından yeterli ilgi göremediğinden şikayetçi. İlgi arayan erkek, bol algısal uyarının olduğu bu çağda kolaylıkla eşini aldatabiliyor. Kadın ise hem altında kaldığı yüklerden nefes alabilmek hem de eşinden alamadığı yardım ve ilgisizlik neticesinde içinde oluşan boşluğu en çok alışveriş yaparak ve maddi yatırımlar yapmaya çalışarak doldurmaya çalışıyor. Ayrıca eşi tarafından kaybettiği ilgiyi kazanabilmek için güzellik ve estetik salonlarına koşuyor. Zaten medya ve tüm çevresel uyaranlar, kadınları tüketimi arttırması için destekler nitelikte olduğundan bu pek de zor olmuyor.

Bununla da yetinmeyen kadın kimi zaman ilgisiz eşten intikam alma duygusuyla, kimi zaman da tüketmenin doyumsuzluk noktasına geldiği anda aldatmaya başlıyor.

Bu dejenere olmuş aile yapısı içinde tartışmalar, kavgalar boşanma ile sonuçlanabiliyor! Çocuklarda ayrılmış anne baba arasında kalıyor.

Bu gibi durumlarda genellikle anneler ve sorumluluklarını üstlendikleri çocuklar ile yeniden vücuda gelen ‘yarım aile yapısı’ kadını daha da çıkmasa sokuyor. Daha çok çalışmak ve çocuğunun sorumluluğunu, geleceğini düşünmek zorunda kalan kadınlar, her ne kadar bunu kabullenmiş gibi görünseler de özel hayatlarını da geride bırakmak istemiyorlar. Hayatlara giren yeni eş veya arkadaş/sevgililer ve bu ilişkilere adapte edilmeye çalışılan çocuklar, genel olarak anneleri daha büyük bir çıkmaza sokabiliyor!

Sonuç olarak da kadın tükeniyor, tükeniyor ve tükeniyor.

 

 

Uzman Psikolog Ayşe Yanık

Anne ben niye doyumsuzum?

Hayykitap